HEKİMOĞLU - ARASSPOR TEKRAR

IĞDIRIN AL ALMASI | Mehmet A. AKSU

IĞDIRIN AL ALMASI

Güne uyanır, perdelerimi açar, güneşle beraber karşımda bir gelin gibi süzülen Ağrı Dağına “günaydın” derdim. Denizi olmasa da, ormanı olmasa da Iğdır’ın, acılara direnen gençliğim gibi, baktıkça hayatı hatırlatan, aylarca takkeye benzeyen karı erimeyen, başı dumanlı yüce bir dağı vardı. Ayrılalı çok zaman olmadı ama yalan yok, özledim Ağrı Dağı’nı, Iğdır’ı, garmon sesini, baharda leyleklerin gelişini, dondurma parkını.
Uzak bir Anadolu şehri belki de hepimiz için. Adını Coğrafya kitaplarında “doğunun Çukurova’sı” diye okuduğumuz, eskisi gibi “pamuk cenneti” hali kalmasa da hala mikro klima iklim bölgesi olduğu için pamuk yetiştiğine inandığımız, iklimi sıcak, insanı sıcak,
Kıtlamayla içilen çayı sıcak, muhabbeti sıcak, özlemi sıcak bir yer. Ders kitaplarında hala “Türkiye’nin en az yağış alan yeri” diye geçse de Nisanda, Mayısta yağmurun tozlu yollarını yıkadığı, bayram sabahına uyanan küçük bir çocuktur Iğdır. Doğanların doyduğu, doyanların doğanlardan belki de daha çok sevdiği, giderken gitmek istemeyeceğiniz, dönerken kalmak isteyeceğiniz, yüreğinizde asılı bir damla gözyaşıdır Iğdır.
Bir türlü açılamasa da açılımlar “Azeri”nin “Kürt”le yan yana, omuz omuza, kardeşçe yaşadığı, kız alıp kız verdiği, hasım değil hısım olduğu barışın şehri. Garmon sesinde “Kafkas” oynayabileceğiniz, “şemmame” de halaya duracağınız, türküsü, ağıtı, manisi, ninnisi ile kültürün bileşkesi Iğdır.
Çatışırken mezheplerin etrafında insanlık, sünninin, şafinin, caferinin iç içe huzurla yaşadığı,
“Huzur”u yaşadığı,”Hüseyni” makamda bir matemdir Iğdır. Çarşısında gezerken “Haydar Aliyev” Parkı, “Nahçivan-Tebriz” Pazarı, “Rus” Pazarı levhalarını gördüğünüzde “neredeyim ben” dedirten ama sizi “konak” eden Iğdırlılar sayesinde “evinizde” hissettiren, İran’a, Nahçivan’a, Ermenistan’a açılan kapıdır Iğdır.
Tansiyonunuza ve kolesterolünüze güveniyorsanız lokantalarında “bozbaş aşı”nı yiyebileceğiniz, lavaşınızı taş köfteye banabileceğiniz, sabah aşını, börülceyi, şorvayı tadabileceğiniz, Halil İbrahim Sofrasıdır Iğdır.Bugüne kadar kayısı yememişim dedirten kayısısı, turşusuna,yemeğine,oturtmasına alıştığımız patlıcanın reçeli,türkü olup yürekleri dağlayan “al alması”, yediğinizde tadı yıllarca damağınızda kalan “şalak”ı ile içinize işleyen bir lezzettir Iğdır.
Bir gün yolunuzun mutlaka düşmesi gereken insanların size kapılarını, sofralarını, yüreklerini açacağı, baş köşeye buyur edeceği, dostluğu ve muhabbeti yeniden öğreteceği, şivelerden örnekleri de bulabileceğiniz bir sözlüktür Iğdır.
Bu yazıyı yazarken canlandı gözümde geçtiğim bütün yolları, sokakları,caddeleri, kasabaları, kahvehanelerin kaldırımlardaki masa-sandalyeleri,”toy”ları,dernekleri,cenazeleri, köşe başlarındaki “elma” heykelleri,iki çift kelama çayımızı karıştırdığımız çay bahçesi, yürüdüğüm tozlu yolları,yaylaları,yaylarında koyun sürüleri, kardeşim gibi sevdiğim öğrencilerim, aileleri,komşularım artık mazide kalsalar da arkadaşlarım neler geçti kaba kurgusu yapılmayan bu filmin senaryosundan.Ben bu yazıyı yazarken dilimde hüznümü alevleyen bir türkü:”Iğdırın al ması, yemeye bal alması,yar gelenden sonra,yaremin sağalması,ölürem, Ölürem yar, Yetimem yar yar,ay balam,Ay sevirem yar,sevirem,Yar sevirem yar,yar,yar”
Mehmed A.Aksu

Yorumlar